9 Ekim 2015 Cuma

3. yıla girmenin mutluluğu adına

Biraz da ben anlatayım. Öznesi az(biz),  eylemi çok(sen) olan bir yazı olsun.





Sen ne güzel bir çocuktun. Hiç görmediğimiz, rüzgarını yüzümüzde hissetmediğimiz topraklarda çiçeklenmiştin. Ovanın ortasındaki 2 odalı okulunun bahçesinde koşmuş, oyunlar oynamış, şarkılar söylemiştin ve gülüşün karşıki dağlardan yankılanıp taaaa bize ulaşmıştı. Bizi bir kol mesafesine getiren, yan yana oturtan da işte şu gülüşündü. ¨Beni duymuşsun¨ diyen gülüşün. Çocuk sen çok güzeldin.

İlk umut yolculuğuna çıktığımızda neyle karşılaşacağımızı bilememiştik. Nasıl da korkuyorduk bizden çekineceksin diye. Ya elimizi tutmazsa? Ya 3 parmak oyununda adını söylemek istemezse? Adını öğrenemezsek sen nasıl ¨o çocuk¨ olmaktan çıkıp İlayda olacaktın? Hani şu ilk gün korkup sadece kardeşinin elinden tutan İlayda? Sonra da Melike ablasının eteğinden ayrılmayan İlayda? Biz o çocuğu da sevmiştik ama sen adını bahşetmesen İlayda'yı daha çok sevemeyecektik.

Sonra güneş battı ve boya kalemlerini, kağıtları, balonları beraber tutan ellerimiz ayrıldı. Biz, üniversiteli ablalar abiler, kendi hayatlarımıza geri döndük. Seni geride bırakmışız gibi değildik de... Sen bize çok şey vermişsin gibiydi. Şaşkındık.  Bu kadar ¨şey¨ ile  ne yapacaktık? Madem öyle... Başka okullarda koşup şarkı söyleyen çocukların sesini takip edelim dedik. Bize verdiklerinden biz de başkalarına verdik. Çünkü sen, çocuk, bir mutluluktun. Sadece bize değil, iyi şeylerin hala takdir edildiği topraklara da. 





Şimdi biraz da siz anlatın. Özneler biz, eylemler çocuk olsun.









Hiç yorum yok:

Yorum Gönder